Corona Salgını

Merhabalar….
Hepimizin bildiği tüm dünya aylardır Covid-19 virüsü ile mücadele etmekte. Ülkemizde de baş gösteren Corona salgını ile beraber evde kalmak ve Corona virüs salgının yayılım hızını yavaşlatmak vatandaşlık görevimiz ve insani önceliğimiz.
Ben de özel muayenehanesi olan bir hekimim ve şimdilik göreve çağrılana kadar ya da salgın hızı yavaşlayana kadar evimdeyim… Tabii bir yandan da kliniğimin sterilizasyon ve ilaçlama işlemlerinin de tamamlanmasını bekliyorum.
Bu bağlamda evde geçirmekte olduğum 10. günüm. Evde kalmanın sıkıcı olduğundan dem vurmak ve yapılan uyarıları dikkate almamak pek de adilane bir yaklaşım olarak gelmiyor bana.
Niye mi? Çünkü… görevli tüm doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları bizim için gece gündüz çalışıyor hastanelerde sabahlara kadar nöbet tutup bir insanı daha hayatta tutabilmek için canla başla mücadele ediyor…. Eczacılar, market çalışanları, banka çalışanları, askerler ve polisler sahada görevlerinin başında… Bizim vatandaş olarak görevimiz ne? Evde kalmak…
Ama şu da bir gerçek ki; evde kalarak verdiğimiz bu mücadele sırasında bazen kendimizi üzgün, kaygılı, stresli, sinirli, sıkılmış, şaşkın veya yalnız hissedebiliyoruz. Hatta bu duyguların hepsini birlikte yaşayabiliyoruz. Bu durumla başa çıkabilmek için araştırma yaparken sosyal medya da UNICEF’in tavsiyelerini anlatan bir video ile karşılaştım çok faydalı buldum ve sizlere de aktarmak istedim.

Tavsiye 1: Günlük Rutinlere uyun ya da yeni rutinlere başlayın… (Bu bence pek çoğumuz için en zor olanı)

Her gün benzer saatte uyanın ve benzer saatlerde yatağa gidin uyuyun. Uyanınca mutlaka üstünüzü değiştirin… rahat temiz düzgün ev kıyafetleri ile önce biraz egzersiz yapın. Saçlarınızı yapın. Her gün mümkün değilse bile gün aşırı duş alın. Güzel bir kahvaltı yapın bulaşıkları yıkayın evinizi toplayın, yemek pişirin. Çocuklarınızı da bu rutinlere dahil edin ki ailece günlük bir planınız olsun.

Tavsiye 2: İletişim halinde kalın (bu benim en sevdiğim tavsiye)

Ailenizle, yakınlarınızla ve iş arkadaşlarınızla görüntülü konuşmalar yapın. Kendinizi nasıl hissettiğinizden bahsedin ve onlara da nasıl hissettiklerini sorun.65 yaş üstü aile büyüklerimizi akrabalarımızı özellikle tek başına yaşayanları her gün mutlaka arayalım.
Meslektaşlarınızla ya da iş arkadaşlarınızla düzenli olarak konuşun…

Tavsiye 3: Hobileriniz ile meşgul olun ya da yapmaktan zevk aldığınız uğraşlar edinin.

Hep yapmak istediğiniz ama vakit bulamadığınız için ertelediğiniz bir hobiniz varsa ona zaman ayırın.
Örneğin karaoke yapın, kitap okuyun, yemek yapın, puzzle yapın, dikiş ya da örgü ile uğraşın

Tavsiye 4: Bir defter edinin

Gün içindeki tüm endişelerinizi yazın. Kendinize; belirli bir zamanda bu endişeleriniz üzerinde düşüneceğinize söz verin. Bu oldukça iyi bilinen ve işe yarayan bir tekniktir.

Tavsiye 5: Gün boyu hiçbir şey yapmadan durmayın

Meditasyon, zihin rahatlatma uygulamalarından yararlanın… Egzersiz yapın… Her gün şükür edecek 3 şeyinizi yazdığınız bir defteriniz olsun… 4. Maddedeki defteri önlü arkalı kullanabilirsiniz 🙂

Kendinizi ve diğerlerini “harika bir gün” geçirdiği için tebrik edin.
Unutmayın her şey iptal edilmiş değil… Pek çok şeye ulaşımınız var; müzik, aile, okuma, şarkı söyleme, kahkaha atma, umut etme gibi… Bunlardan keyif alalım.

Corona virüs yıllardır bilinen geniş bir virüs ailesinin genel adı. İnsanlarda ve hayvanlarda hastalığa neden olan alt tipleri mevcut. Şu zamana kadar insanda hastalık yapan alt tipleri; nezle bazen de biraz daha ağır bir gribe neden olmaktadır. Zaman zaman virüsler mutasyona uğrayarak farklı alt tipler oluşturabilmekte. Bu sene virüs Çin’de karşılaştığımız ve dünyanın dörtbir yanına yayılan corona virüsün alt tipi ise Covid 19.

Corona virüs; diğer tüm virüsler gibi yaşamak için canlı hücreye ihtiyaç duyar. Corona dahil hiçbir virüs kendi başına yaşama ve çoğalma becerisine sahip değildir.

Corona virüs kişiden kişiye hava yolu ve temas ile bulaşabilir. Hasta kişinin hapşırması ya da öksürmesiyle birlikte gözle görünmeyen milyonlarca küçük damlacık etrafa yayılır. Bu damlacıklar aracılığı ile virüsler kişiden kişiye taşınır.

Corona virüsü cansız yerlerde de birkaç saat etkinliğini sürdürebilmektedir. Yani bu demek oluyor ki corona virüsü olan bir kişinin kullandığı ya da temas ettiği yerlerden de virüsün sağlıklı kişilere geçmesi mümkün. Bu nedenle toplu taşımada, marketlerde ya da binalarda (kapı kolları, asansör düğmeleri, kolçaklar, tutacaklar..vs) ellerinizi başka yere değdikten sonra ağzına, gözünüze, kulağınıza götürmeniz sakıncalıdır. Tabak,bardak havlu.vs gibi eşyalarınızı kimseyle paylaşmamanız önemlidir.

Sadece corona değil tüm bulaşıcı hastalıklardan korunmada alınacak ilk önlem kişisel temizlik. Tabi başta el temizliği.. Gün içinde ellerimiz her yerde. Bu nedenle mümkün oldukça sık ve doğru yıkamak çok önemli.

Öncelikle sadece su değil mutlaka sabunla yıkanmalı. En az 20 sn boyunca avuç içi, dışı, parmak araları, tırnaklar, parmak uçları tamamen yıkanmalı. Hatta mümkünse dirseklerinize kadar yıkamak önerilmekte.

Su-sabun olmadığı yerlerde; kolonya (80derecealkol oranında) , yine alkol bazlı dezenfektanlar-jeller-mendiller fayda sağlayabilmektedir.

Eve geldiğinizde üstünüzdekileri yıkamanız/havalandırmanız. Mümkünse duş almanız oldukça önemlidir.

Salgın ilk başladığında; sağlık personellerinin dışındaki kişilerin maske takıp takmaması ile ilgili farklı görüşler bulunmaktaydı. Ancak zamanla tüm dünya olarak virüsü yakından tanımaya, nasıl yayıldığını, virüsten nasıl korunmamız gerektiğini daha fazla anlamaya başladık. Maske takmanın tartışmasız şekilde gerekli olduğu anlaşıldı.

Ancak hala maskenin düzgün kullanımı konusunda acemilik yaşayabiliyoruz.

Pek çok farklı tip maske bulunmakta; tek kullanımlık maskeler, n95 denilen maskeler, bez maskeler.. öncelikle maskeler kullanım alanına göre tarif edildiği şekilde kullanılmalı. Örneğin tek kullanımlık maskeler; adından da anlaşılacağı üzere defalarca kullanım için tasarlanmamıştır. Bir kez kullanıldıktan sonra atılmalıdır.

Hangi maske olursa olsun; maske takarken sadece kulağınıza geçirilecek saplarından tutulmalı, asla ağzınızı ve burnunuzu kapatan ön bölgeye dokunulmamalıdır. Ağız ve burun maske içinde olmalıdır. Virüs %75-80 oranında burundan alınmaktadır. Bu nedenle sadece ağzı kapatmak hiçbir koruma sağlamaz.

Maske takmak virüse karşı %100 koruma sağlandığı anlamına gelmez. Maske ile birlikte sosyal mesafeyi korumak çok önemlidir.

Maske ve eldivenlerin tıbbi atık olduğu unutulmamalıdır. Kullanılmış maske ve eldivenler uygun şekilde (ağzı kapalı bir torbanın içinde) çöpe atılmalıdır

Corona virüsün kuluçka süresi 14 gün olarak belirlenmiştir. Yani bu demek oluyor ki corona virüsü pozitif olan bir kimse 14 gün boyunca hiçbir hastalık belirtisi göstermeyebilir.

Hastalık belirtisi olmasa dahi kalabalık kapalı yerlerden mümkün olduğunca uzak durmanız. Kişisel hijyen kurallarına uymanız, ortak eşyalar kullanmamanız önemlidir.

Corona virüs cansız yüzeylerde en az birkaç saat etkinliğini sürdürebilmektedir. Bu nedenle yüzeyleri sabun, su, çamaşır suyu, lkol bazlı dezenfektanlar ile temizleyebilirsiniz. Özellikle nemli olan mutfak ve banyolarda 5 lt suya yarım bardak eklenen çamaşır suyu ile temizlik yapmak fayda sağlayacaktır.

Cep telefonlarımızda gün içinde oldukça kirlenen eşyalarımızın başında. Telefonlarımızı da antibakteriyel mendiller kullanarak temizlemek önemlidir.

Şu anda corona virüsüne karşı geliştirilmiş, tedavi edilmede kullanılan bir ilaç ya da aşı bulunmamakta. Elbette araştırmalar son hızla devam etmekte ancak ilaçların ya da aşıların klinik çalışmaları, izinleri piyasaya sürülmeleri pek de kısa süreçler değil.

Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler risk grubunu oluşturmaktadır. Corona virüste kimse boğaz ağrısından ateşten ya da öksürükten hayatını kaybetmemektedir. Akciğer yetmezliği, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliğinden kişiler vefat etmektedir.

Bu organ yetmezlikleri açısından en fazla risk altında olan grup; kronik rahatsızlıkları olan (KOAH, akciğer hastalıkları, kalp-böbrek hastalıkları, şeker hastalığı), bağışık sistemi baskılanmış olan (kanser hastaları, organ nakli olmuş kişiler, otoimmün rahatsızlıkları olanlar..vb) 60 yaş üzeri kişilerdir.

Yayınlanan araştırmalar 9 yaş altı çocukların corona virüsün olumsuz etkilerine karşı daha dayanıklı olduğunu ortaya koymuştur. Tabi ki ilerleyen zamanlarda verileri takip etmek önemlidir. Ancak şuan corona virüs nedeniyle 9 yaş altı çocuk kaybı olmadığı bilinmektedir.

Elbette kişisel temizlik, el yıkama, fiziki bariyerler oluşturma (maske vs kullanımı) gibi önlemleri almak önemli. Ancak hastalıklara yakalanmamak için en büyük silahımız, vücudumuzun savunma sistemi, diğer adı ile bağışıklık sistemimiz. Bağışıklık sistemimiz (tıbbi adı ile immün sistem) ne kadar güçlüyse o kadar güçlüyüz demektir. Vücudumuz hangi virüs, hangi bakteri ya da mantarla karşılaşırsa karşılaşsın güçlü bağışıklık sistemi ile hastalıklara karşı direnebilir. Ancak tam tersi durumda; yani zayıf bağışıklık durumunda en basit mikroplar bile vücut dengesini tamamen bozabilir ve ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle corona virüs de dahil pek çok hastalık yapıcı etmen için risk grubundaki kişiler düşük bağışıklık sistemine sahip olanlardır.

Bağışıklık sistemimizi desteklemek için iyi beslenme, iyi uyku, düzenli egzersiz, temiz hava kaçınılmazdır. Ancak günümüzdeki şartlar nedeni ile maalesef bu koşulları zaman zaman yerine getirememekteyiz.

Besinler tarlada yeterince vakit geçirmediği için yeterli vitamin ve minerali içermemekte, kalabalık şehirler yeterli oksijen alımını sınırlamakta, bir çoğumuz gün ışığını bile görmeden çalışmaktayız.

Bu olumsuz koşullar bağışıklık sistemimizi desteklemek için takviyelere olan ihtiyacımızı arttırmaktadır. Bu destekçilerden en etkili olanlarından biri de ozon terapidir.

Ozon akyuvar üretimini uyarır. Kanımızda bulunan hücrelerden biri akyuvarlar=beyaz kan hücreleri=lökositler’dir. Bu hücreler vücudumuza giren herhangi bir hastalık yapıcı etkene ya da yabancı maddelere karşı vücudumuzu savunur. Akyuvarları bağışıklık sistemimizin bel kemiği olarak adlandırmak mümkündür.

Farklı akyuvar tipleri bulunmaktadır; lenfositler, monositler, nötrofiller, eozinofiller.. Tüm bu akyuvar hücrelerinin kendine has savunma mekanizmaları ve görevleri bulunur. Örneğin; nötrofiller hastalığa neden olan hücreleri yok eder; eozinofiller alerji etkenlerini, parazitleri ve zehirli maddeleri yok eder; lenfositler ise akyuvar hücrelerinin yarısını oluşturur ve kendi içinde farklı alt tipleri ile savunma sistemimizin en önemli askerlerinden biridir.

Oksijen yetersizliğinde tüm bu akyuvar hücreleri düzenli çalışamaz ve iş göremez hale gelir. Ozon akyuvar üretimini uyardığı gibi, akyuvarların çalışmasını da optimize etmektedir.

Dr. Handan Yavuz
Dr. Handan Yavuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diğer Yazılar

Randevu Alın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.